Pek çok kişi için ayrılık; geleceğe dair kurulan hayallerin, “aile olma” duygusunun, sosyal kimliğin ve en temelde varoluşsal bir güven hissinin kaybı anlamına gelir. Tam da bu yüzden boşanmanın üzerinden aylar, hatta yıllar geçse bile bazı yaraların sızısı kendisini hissettirebilir. Üstelik bu sızı, sadece evliliği istemediği halde geride bırakılan tarafa özgü değildir; boşanma kararını büyük bir kararlılıkla, bizzat kendisi alanlar da sürecin ardından derin bir duygusal boşlukla karşı karşıya kalabilirler. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünebilir; kişi işine gider, çocuklarıyla ilgilenir, günlük sorumluluklarını aksatmadan yerine getirebilir. Ancak bu güçlü duruşun ardında, iç dünyada sessizce yankılanan ve ayrılığın biçiminden bağımsız olarak gelişen o ortak soru dolaşmaya devam eder: “Neden başaramadık?”, “Neden yalnız kaldım?”
Evlilik bağı resmen kopsa da zihinde ve ruhta devam eden bu yalnızlık ve yetersizlik duygusu, psikoloji literatüründe Şema Terapi ekolünün kurunusu Jeffrey Young tarafından tanımlanan Terk Edilme, Kusurluluk ve Yetersizlik Şemaları ile yakından ilişkilidir. Şemalar, çocukluk veya erken yaşantılarda temelleri atılan, dünyayı ve ilişkileri algılama biçimimizi belirleyen köklü kalıplardır. Eğer bir kişinin geçmişinde bu şemalara dair hassasiyetler varsa, boşanma gibi yıkıcı bir ayrılık deneyimi bu yapıları adeta uyuyan bir dev gibi uyandırır.
Örneğin evliliği bitirilen kadın bu deneyimi kendi “sevilmezliği” veya “vazgeçilebilirliği” üzerinden okurken; boşanma kararını kendisi alan kadın ise şemalarının etkisiyle ağır bir suçluluk şeması geliştirebilir. Kararı veren taraf olmak, dışarıdan bir “güç ve özgürlük” adımı gibi görünse de iç dünyada “Yeterince çabalamadım mı?”, “Ailemi ben mi yıktım?” ya da “Zaten ben mutlu bir yuvayı sürdürmeyi beceremem” gibi cezalandırıcı iç sesleri tetikleyebilir. Fark edilmediğinde bu şemalar, sonraki ilişkisel örüntülerde de kendini göstermeye; sürekli bir onay arayışına, yoğun bir kaybetme korkusuna ya da tam tersi, yeniden incinmemek için insanlardan tamamen uzaklaşmaya yol açar.
Yas Süreci ve “Duygu Karmaşası”
Psikiyatrist Elisabeth Kübler-Ross’un Yas Modeli çerçevesinden bakıldığında boşanma, sevilen birinin kaybıyla benzer psikolojik aşamalardan (inkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabul) geçer. Bir evliliği bitirme kararını kendi iradenizle almış olmanız, o evliliğin ve yok olan hayallerin yasını tutmayacağınız anlamına gelmez. İlişkisel psikoloji araştırmaları, boşanma sürecinde ve sonrasında bireylerin sıklıkla çelişkili duygular, duygu karmaşaları yaşadığını göstermektedir. Kişi, bir yandan doğru kararı verdiğinden emin olup rahatlama hissederken, diğer yandan yoğun bir özlem, hüzün ve başarısızlık hissiyle boğuşabilir. Ayrılık kronikliğinin kaynağı, evliliğin nasıl bittiğinden ziyade, bireyin bu bitişe yüklediği anlamdır. Ayrılık deneyimi, kişinin şemaları tarafından süzülüp bir “yetersizlik” veya “kusurluluk” kanıtı olarak yorumlandığında, sinir sistemi kronik bir tehdit algısında kalır ve duygusal iyileşme sekteye uğrar.
Bilişsel psikoloji ekolleri, bu döngüden çıkmanın yolunun geçmişteki evliliği, eski eşi veya geçmişte verilen kararları sürekli zihinde evirip çevirmek değil; o evliliğin ve ayrılığın kişinin kendi zihninde bıraktığı izleri çözümlemek olduğunu vurgular. İyileşme süreci, sadece yeni bir hayat kurmaktan ya da yeni rutinler edinmekten ibaret değildir; bu, kaybolan benlik saygısını ve öznelliği merkeze alarak kendini yeniden kurma isteği ve yolculuğudur.
Farkındalıktan İyileşmeye Giden Yol
Boşanma sonrası süreçte duygusal özgürleşmeyi sağlayan temel adım, yaşanan acının ya da suçluluk duygusunun mevcut durumun ötesinde, kişinin içsel dünyasındaki eski bir yarayla konuşuyor olduğunu fark etmesidir. Kararı alan taraf da olsanız, geride bırakılan taraf da olsanız, zihninizdeki o yargılayıcı sesleri susturup kendinize şefkatle yaklaşabildiğinizde şemaların gücü kırılmaya başlar. Kendi içine dönmek, yaşanan kaybın ve değişimin yasını hakkıyla tutmak ve bu deneyimi hayat hikayesinin yıkıcı bir sonu değil, dönüştürücü bir dönüm noktası olarak yeniden anlamlandırmak, bireyin çabalaması gereken tutumlar, düşüncelerdir. Unutulmamalıdır ki, bir evliliğin bitmiş olması —kararı kim vermiş olursa olsun— kişinin değerinden hiçbir şey eksiltmez; gerçek bütünlük ve güven hissi dışarıdaki bir evlilik kurumuna bağlı değil, kişinin kendi içsel dünyasında inşa ettiği sarsılmaz bağda gizlidir.
Yazar: Uzm. Psik. Dan. Tilbe Tayhan





