Türkiye’deki eğitim sisteminde, özellikle liselere ve üniversiteye geçiş aşamalarındaki merkezi ortak sınavlar, gençlerin hayatında sadece akademik bir dönüm noktası değil, aynı zamanda çok erken yaşta omuzlamak zorunda kaldıkları devasa bir psikolojik yük anlamına gelmektedir. Yıldan yıla artan rekabet ve tek bir sınavla geleceğin belirlendiği bu sistem sebebiyle, ülkemizdeki gençlerde sınav kaygısının görülme sıklığı artık kırmızı alarm vermektedir. Birçok genç, henüz yetişkinliğe yavaş yavaş adım atarken, bir yetişkinin bile taşımakta zorlanacağı yoğun bir tempoyla, deneme sonuçlarıyla ve gelecek kaygısıyla baş etmek zorunda kalmaktadır. Ancak şu zamana kadar çalıştığım sınav kaygısı vakalarında gördüm ki madalyonun görünmeyen bir yüzü daha var: Çocuğunuz aslında sınavdan mı korkuyor, yoksa deneme sonuçları kötü geldiğinde sizin gözlerinizdeki o gurur ve takdir parıltısının sönmesinden mi, aldığı sonuç yüzünden, onun yüzünden oluşacak bir memnuniyetsizlikten mi?
Kaygı, özü itibarıyla her zaman bir “kayıp” ihtimaliyle ilintilidir. Sınav kaygısı yaşayan bir ergen için masadaki en büyük risk puan kaybetmek değil; ebeveyninin gözündeki değerini, sevgisini ve onayını kaybetme ihtimalidir. Evde harcanan maddi-manevi emekler, aileye hayal kırıklığı yaşatma korkusu ve “Başaramazsam bana eskisi gibi değer vermezler” şeklindeki bilinçdışı inançlar, süreci içinden çıkılmaz bir fobiye dönüştürür. İşte bu yüzden, sınav kaygısının oluşup tırmanmasında da hafifletilip yönetilmesinde de en büyük ve gizli özne aslında ebeveyndir.
Kaygının Çift Yönlü Doğası: Optimal Kaygı Seviyesi
Kaygı, hayatımızdan tamamen söküp atmamız gereken “zararlı” bir duygu değildir. Performans ile kaygı arasında ters U şeklinde bir ilişki vardır. Hiç kaygı hissetmemek (aşırı rahatlık) motivasyonu düşürür ve performansı olumsuz etkiler. Buna karşılık, sistemin ve ailenin baskısıyla yükselen aşırı kaygı ise prefrontal korteksin (ön beyin) işlevini kilitleyerek dikkat dağınıklığına, unutkanlığa ve sınav esnasında bildiklerini aktaramamaya, yani donakalmaya yol açar. Buradaki asıl hedef kaygıyı sıfırlamak değil; genci odaklanmış ve dinamik tutacak optimal (sağlıklı) kaygı seviyesinde kalmasını sağlamaktır.
Her ergenin sinir sisteminin bu baskıdan etkilenme ve bunu tolere edebilme düzeyi, duygu düzenlemesi, psikolojik sağlamlığı birbirinden farklıdır. Ergenlik döneminin getirdiği hormonal ve duygusal dalgalanmalar, akran ilişkilerindeki hassasiyetler zaten kendi içinde bir yük oluştururken, ebeveynin bu sürece iş birliği ve esneklikle yaklaşması performansı doğrudan etkiler. Aile, başarıya endeksli bir sevgi dili yerine, çocuğa “Sen bizim için sınav sonucundan bağımsız olarak değerlisin ve burası senin güvenli limanın” mesajını hissettirebildiğinde, kaygının yıkıcı etkisi hızla sönümlenmeye başlar.
Profesyonel Desteğin Önemi
Sınav kaygısı, sadece ders çalışarak ya da “sakin ol” telkinleriyle çözülebilecek basit bir motivasyon eksikliği değildir. Buna karşın ne yazık ki ebeveyn ve öğretmenler tarafından bu zorlanma herhangi bir öğrenme sorunuymuş gibi değerlendirilip kısa sürede üstesinden gelinebileceği düşünülüyor ve müdahale erteleniyor ve çok geç kalınıyor. Sınav kaygısını kontrol etmeyle, bu durumun üstüne gitmeyle alakalı arayışlar genelde sınava birkaç hafta kala başlıyor. Bu kadar kısa sürede ve telaşla “sınav kaygısını yok etmeliyim” “ya sınavda da kaygılanırsam” kaygısının da eklenmesiyle birlikte genç için işler daha da zorlaşıyor.
Özellikle Türkiye’deki gibi yüksek stresli sistemlerde bu durum; bilişsel çarpıtmaların, köklü aile dinamiklerinin ve performans anksiyetesinin iç içe geçtiği karmaşık bir tablo sunar. Dolayısıyla bu süreç, ancak profesyonel bir psikolojik danışmanlık hizmetiyle doğru ve bilimsel bir şekilde ele alınabilir.
Uzman bir psikolojik danışman eşliğinde yürütülen süreçlerde, bir yandan ergenin sınav anındaki işlevsel olmayan olumsuz düşünceleri (bilişsel yapılandırma) çalışılırken, diğer yandan ebeveyn rehberliğiyle aile içi iletişim dili dönüştürülür. Ebeveyn ve uzmanın kuracağı bu doğru odaklı iş birliği, süreci bir aile krizinden ziyade gencin problem çözme becerisini artıran, onu olgunlaştıran sağlıklı bir gelişim evresine dönüştürür. Unutulmamalıdır ki, çocuklar sınavları kazanarak değil, arkalarında onlara her koşulda güvenen ve huzur veren bir aile gördüklerinde ve o ailenin içsel temsilini yaratıp gördüklerinde gerçek potansiyellerine ulaşırlar.
Yazar: Uzm. Psik. Dan. Süleyman Kıllı





