Ergenlik, ruhun kendi evini inşa etmek için temelleri sarstığı, duvarları yıktığı ve tuğlaları yeniden dizdiği o fırtınalı, bir o kadar da büyülü mevsimdir. Bu dönemde çocuk, çocukluğun korunaklı limanından ayrılıp kendi kıyılarını keşfetmeye çalışan bir gezgin gibidir. Ancak bu keşif yolculuğunda en büyük aynası, hâlâ ebeveyninin gözleridir.
Bir ebeveyn olarak, çocuğunuzun geleceğine dair düşler kurmanız, onun zihninizde idealize edilmiş bir resmini taşımanız son derece insani ve doğaldır. Önemli olan, bu resmin ergenin kendi içsel manzarasıyla ne kadar uyumlu olduğudur. Kendilik Psikolojisi, bize bu noktada hayati bir ayrımı hatırlatır: Sizin hayalinizdeki ergen ile çocuğunuzun “hakiki kendiliği” arasındaki farkın derinliği, krizin de derinliğini belirler.
Sıkışmışlık ve Semptomun Dili
Eğer ebeveynin beklentileri, çocuğun mizacı, yetenekleri ve arzularıyla taban tabana zıt ise; bu beklentiler bir destek değil, bir hapishane duvarına dönüşür. Çocuğunuzun inşa etmeye çalıştığı bireyselliğini, özerkliğini, hedeflerini, cinsel yönelimini kabul etmez/edemez ve ona duygusal ve bilişsel olarak farklı bir yolu izlemesini zorlarsanız, ruhsal bir sıkışmışlık başlar. Bu sıkışmışlık, kendi dilini yaratır ve semptomlarla konuşmaya başlar.
Bu semptom, bazen bir oyun bağımlılığı olarak çıkar karşımıza. Ergen, gerçek dünyada bulamadığı “yetkinlik” ve “kontrol” hissini, sanal evrenlerde arar. Ebeveynin onaylamayan gözlerinden kaçıp, oyunların dünyasında engellenmenin öfkesini ve hıncını alır. Bazen de bu sıkışmışlık, çocuksu bir boyun eğme veya tam bir geri çekilme olarak tezahür eder. Ergenliğin filizlenip kendisini inşa etme durumu, ebeveynin katı beklentileriyle iğdiş edilir. Ruh, hayatta kalmak için içe kıvrılır.
Öfkenin Yansıması: Riskli Akran Çevreleri
Ruhun bu sıkışmışlığı ve ifade edilemeyen hıncı, her zaman içe yönelmez. Bazen dışarıya, zarar vermeye odaklı riskli ilişkilerin olduğu bir akran çevresine yol açar. Çocuğunuz, sizin yanınızda yargılandığını ve görülmediğini hissettiğinde, gücünü ve birikmiş şiddetini deneyimleyebileceği alanlar arar. Tıpkı karşınızda ses çıkaramaması gibi, arkadaşlarının da ondan korktuğu, şiddetin ve riskin egemen olduğu ilişkiler, onun için bastırılmış “kendilik gücünü” sahte de olsa yaşayabildiği bir sahneye dönüşür.
Onarıcı İlişki: Aynalama ve İdealizasyon Dengesi
Ergenlik krizleri karşısında, ebeveynin rolü yıkıcı olmak değil, onarıcı olmaktır. Çocuğunuzda görmek istediğiniz sonuçların olması normaldir; ancak bu beklentilerin çocuğunuzun kırılganlığına uygun, rencide edici olmayan bir dille yansıtılması gerekir. Ergenin ihtiyacı olan, mizacıyla, oluşturduğu dille, yapmak istedikleriyle dengeli bir kabuldür.
Çağdaş psikanaliz, ebeveynin çocuğun hakiki kendiliğini “aynalamasını” (görmesini, onaylamasını) ve çocuğun ebeveyni “idealleştirmesine” (güvenli bir liman olarak görmesine) izin vermesini savunur. Ergen, bu kabul eden, yıkıcı olmayan ilişki içerisinde zaman geçirebilirse, kendi içsel arzularını, krizlerini ve olmak istediği kendiliğini sağlıklı bir şekilde yaşayabilir ve ifade edebilir.
Unutulmamalıdır ki, insan ruhu kabul edilmek için yanıp tutuşur. Ergen, bu kabulü sizde bulamazsa; bilinçsizce öğretmeniyle, arkadaşlarıyla, danışmanlıkstle, oyunlarda ve herhangi bir yerde bulmak için uğraşır. Bulduğu yerler bazen başlı başına sorundur, bulamadığı durumlarda da, içsel duygularını ve potansiyelini yaşayamadığı için, gündelik hayatını zorlaştıran çeşitli psikolojik şikayetlerle yine boğuşmak zorunda kalır.
Yazar: Uzm. Psik. Dan. Süleyman Kıllı





